Homeopatik İlaçlar Güvenilir Midir?
Homeopatik ilaçlar son derece güvenilirdirler. Suiistimal edildiklerinde bile oluşan yan etkiler son derece sığ ve geçicidir. Bu güne kadar kalıcı bir yan etki rapor edilmemiştir.
Homeopatik ilaçlar son derece güvenilirdirler. Suiistimal edildiklerinde bile oluşan yan etkiler son derece sığ ve geçicidir. Bu güne kadar kalıcı bir yan etki rapor edilmemiştir.
Homeopati sıklıkla kanıta dayalı olarak genişler. Yani bir yakınınız bu tedaviden fayda görmüştür ve size önerir. Dolayısı ile homeopatik tedavi için başvuranlar bilerek, kanıtını görerek talep ederler. Diğer yandan Homeopati incelediğinde klasik tedavi yöntemlerinin etkisindeki düşünce yapısının biraz olsun mesafeli yaklaşması doğaldır. Tedavi şeklini ve dayandığı temelleri algılamakta, başlangıçta, biraz zorlanma olabilir. Dolayısı ile bu [...]
Homeopatik ilaçlarda kişiye yetecek kadar aktif madde vardır. Verilen miktar ile etkisi arasında birebir ilişki yoktur. Ayrıca homeopatik ilaçların her gün alınması gerekmez. Aslında homeopatik ilaçların alınma zamanını belirleyen hastanın kendisidir. Hastanın belirtilerindeki değişim ilaç verilme sıklığını ve dozunu belirler.
Alternatif tedavilere, genellikle, klasik tedaviden fayda görülmediği durumlarda başvurulmaktadır. Bu durumlarda hastalık kronikleşmiş olduğundan tedavisi de uzun sürmektedir. Aksine akut durumlarda hayat enerjisi vücut kaynaklarını çok hızlı tükettiği için, homeopatik ilaçları da kronik durumlara göre çok daha hızlı tüketecek ve ilaçların etkisi beklenenden bile erken çıkabilecektir.
Her tedavi yönteminde olduğu gibi homeopatik tedavinin de sınırları vardır. Ancak bu sınırlar klasik tıptaki sınırlardan biraz farklıdır. Mesela çok sık karşılaşılan bir kulak çınlaması klasik tıp için birlikte yaşanması gereken bir durum olarak adlandırılabilir. Bununla birlikte homeopatik tedavide ortadan kaldırılabilir bir rahatsızlıktır. Homeopatik sınırlar genellikle cerrahi durumlarla çizilmektedir.
Homeopatik tedavi hayat gücünün kişiyi tedavi etmesi esasına dayandığından yardımcı olmak için destek olunması gerekenler vardır. Keskin kokular homeopatik tedaviyi engelleyebilir. Özellikle mentol kokularından ve naneli yiyeceklerden tedavi süresince uzak durmakta yarar vardır. Bununla birlikte kişi kendisine iyi gelmeyen beslenme alışkanlıklarından bir süreliğine de olsa vazgeçmelidir. Bunlar arasında en çok dikkat edilecekler; çay, kahve, sigara, [...]
Homeopati hakkında bilinmesi gereken temel bilgilerden birisi hastalık değil hastanın tedavi edildiğidir. Dolayısı ile aynı hastalık için değil ama farklı hastalar için aynı ilaç verilebilmektedir.
Yan etki olarak; vücuda herhangi bir yolla giren ilaçlara bağlı ortaya çıkan istenmeyen bulguları kastediyoruz. Hangi tedavi yöntemi olursa olsun yan etki yapma riski vardır. Tedavi esnasında hastaya zarar vermemek esastır. Homeopatik tedavi uygulamasında ilaçların doğru dozlamlarda kullanılması ile birlikte yan etki görülmemektedir.
Hastanın durumunu akut ve kronik olarak ikiye ayırdığımızda; akut durumlar için gerçekten çok hızlı (bazen dakikalar içinde) yanıtlar alınırken, kronik durumlar için bu süre uzayabilmektedir.
Homeopati’de hastalık değil hasta vardır. Bu prensipten hareketle her hasta için, ilaç seçiminde,basamakların teker teker çıkıldığını söylersek yanlış yapmış olmayız. Her astım vakasında aynı ilaç verilmediği gibi, aynı belirtileri gösteren iki kişiye de aynı ilaç verilmez. Bu yaklaşımın tek istisnası salgınlardır.
Homeopatik ilaçlar son derece güvenilirdirler. Suiistimal edildiklerinde bile oluşan yan etkiler son derece sığ ve geçicidir. Bu güne kadar kalıcı bir yan etki rapor edilmemiştir.
Homeopati her türlü hastalık durumunda rahatlıkla kullanılabilen bir yöntemdir. Reflü, migren, çarpıntı, mide ülseri gibi sık rastlanan hastalıklardan psikolojik kökenli olanlarına kadar her durum için rahatlıkla kullanılabilmektedir. Homeopati tüm bedenin tedavisini amaçladığından, bir kişide migreni tedavi edilirken aynı zamanda kabızlığı da iyileşmektedir.
DÜŞÜK VE TÜP BEBEK UYGULAMASINDA HOMEOPATİK TEDAVİ YAKLAŞIMI Tanım; Düşük ya da tıbbi adı ile abortus, süre olarak 20. gebelik haftasından önce, fetüs ağırlığı olarak ise 500 gramın altında gebelik sürecinin herhangi bir nedenden dolayı sonlanmasıdır. Biyokimsayal ve klinik olarak doğrulanmış gebeliklerde düşük oranı %15-25’dir. Her 100 gebeliğin 15-25’inin düşük şeklinde sonlanması söz konusudur. Gebelik ilerledikçe düşük oranı azalır. Düşüklerin %75’den fazlası ilk 3 ay içerisinde olmaktadır. Ancak 8. haftanın geçilmesi düşük riskini anlamlı olarak azaltır. Düşüğün en önemli belirtisi kanamadır. Kanama olmaksızın düşük olmayacağı bilinmelidir. Ancak missed abortus durumunu bunun dışında tutmak gerekir. Kanama ile birlikte giderek şiddetlenen ağrılar olur. ...
Ankilozan Spondilit derin yerleşimli bir immünolojik hastalıktır. Bu nedenle homeopatik açıdan derin katmanlarında tedavisi gerekir. Maalesef konvansiyonel tedaviler bu rahatsızlığın tedavisinde ya da rahatlamasında beklenen ölçüde yardımcı olamamaktadır. Ankilozan spondilitli (AS) hastaya homeopatik açıdan bireysel yaklaşım gösterilmesi gereklidir. Bireysellik AS hastalarında eklenmiş bulgular, nedenler, yayılımlar, duygusal etkilenim, artmış doku hasarı vb. şeklindedir. Homeopatik açıdan AS tedavisinin başlamasından 4 haftadan itibaren ağrılarda rahatlamanın başlaması gerekir. Bununla birlikte AS’nin homeopatiden göreceği yararlar; AS süresine (Dolayısı ile erken başlanan tedavilerde başarı oranı daha fazladır) Doku hasarına Hastanın yaşına ve genel durumuna Önceden ve mevcut aldığı diğer tedavilere göre değişmektedir. Homeopatik tedaviden görülebilecek majör yararlar; İmmün sistemin güçlenmesi ve değişmesi Ağrı kontrolü ve bu ...
Samuel hahnemann tarafından bulunan homeopati 19. yy’dan beri benzerlik kanununa uygun şekilde uygulanmaktadır. Bununla birlikte homeopati, klasik tıp uygulamalarının aksine birçok farklı yaklaşımla sergilenebilmektedir. Bu durum sadece her homeopatın kendine has bir yöntem çizmesiyle sınırlı olmayıp, her hastalık durumunun da kendine has homeoaptik yaklaşım gerektirmesi gerçeğini ortaya koymaktadır. Çoğu vakada kişinin hastalığı nedeni ile ihtiyaç duyduğu remedinin sadece hastalık totalitesine uygun olmadığı, kişinin karakter yapısının ve hatta fiziksel özelliklerinin de bu ihtiyaç duyduğu remediye has özellikler taşıdığını görmekteyiz. Akut vakalarda kişinin yapısal (kronik) ilacının haricinde yüksek seçicilikteki remedilere de ihtiyaç duyulmaktadır. Bu akut vakalardaki remediler çoğu kez, kişinin fiziksel – duygusal –mental ...