Homeopatinin Prensipleri  

Her bilim öğretisi kendi bütünlüğüne ait yapısal prensipleri içerir. Tedavi yöntemi olarak Homeopati belirli temel prensipleri ve felsefesi olan bir tedavi sistemidir. Bu prensipler:

Önce hastaya zarar verme
Benzerlik kuralı
Tek ilaç kuralı
Minimum doz kuralı
İlaç kanıt doktrini
Kronik hastalıklar teorisi
Yaşam gücü teorisi
İlaç dinamizmi doktrini

Önce Hastaya Zarar Verme (Primum Non Nocere)

Tüm geçerli ve bilimsel tedavi öğretilerinde olduğu gibi ilk kural “önce hastaya zarar verme” kuralıdır. Bu kuralın yeterince uygulanabilmesi için diğer kuralları tam olarak uygulamak gerekmektedir.


Benzerlik Kuralı (Similia Similibus Currentur)

Homeopati “benzer benzeri tedavi eder” anlamına gelen “Similia Similibus Curantur” prensibi üzerine oturmuş bir tedavi sistemidir. Bir ilaç hasta olmayan bir insana ilaç denemesi şeklinde verilir. Ortaya çıkan bulgular kaydedilir. benzer şikayetlerle gelen hasta kişiye aynı ilaç verildiğinde hastalığı ortadan kalkar. Burada hayat gücü dışarıdan verilen ilacı ve ilacın aktivitesini algılayarak iyileştirme gücünü harekete geçirir.

Bu sistem Hahnemann’dan önce Paracelus, Hippocrates ve eski ayurvedik yazılarda sıkça bahsedilmektedir. Ancak bu tedavi yaklaşımının prensipler üzerine oturması Alman doktor S. Hahnemann ile olmuştur.

Bu sisteme göre ilaç seçimi hasta olmayan bir insana verildiğinde ortaya çıakn bulgulara sahip hasta bir insana göre olmalıdır. Organon of Medicine adlı kitabının 6. paragrafında Hahnemann kuralı belirtmiştir. "Daha zayıf bir dinamik etkilenim, daha güçlü olan tarafından (eğer etkilenimi açısından daha benzer ise) söndürülmüştür”.

Tek İlaç Kuralı

Hahnemann Organon of Medicine adlı kitabının paragraf 272-274’de hastaya sadece tek bir ilacı verilmesi prensibinden bahsetmektedir. Bunu şu nedenlere bağlamaktadır:

1…Homeopatik ilaçların kanıt çalışmaları tek ilaç üzerinden yapılmaktadır. İlaçların etkilerini açıklamak üzere yayınlanan Materia Medica’lar ise tek ilacın etkilerini açıklamaktadır.

2…Hastanın durumuna ancak bir ilaç benzerlik gösterebilir.

3…Eğer birden çok ilaç kullanımı söz konusu olursa, meydana gelen değişiklilerden hangi ilacın sorumlu olacağı bilinemez.

4…Birden çok ilacın verilmesi birleşik toplam etkinin artacağını düşündürmemelidir. Aksine birbirlerine additif etki yapmayacaklar, beklide birbirlerinin etkilerin engelleyeceklerdir. Birden çok ilacın tek bir tablet içinde verilmesi ise ayrı bir konudur. Yeni ve tek bir ilacın verilmesi gibi ilaç kanıtlanması yapılmalı ve yine tek ilaç prensibine uygun olarak kullanılmalıdır.

Minimum Doz Kuralı (Dosis minima)

Bir hastalığın homeopatik tedavisindeki başarı onun sadece tek ilaç prensibine uygun olarak uygulanmasına bağlı değildir. Aynı zamanda minimum doz prensibi de uygulanmalıdır. Bu prensibe göre ilaç iyileştirme gücünü harekete geçirebilecek ve beklenen değişikliği sağlayabilecek en küçük dozda verilir. Bu yaklaşım tedavinin hastayı yormadan ve nazikçe yapılmasını sağlar. Verilecek ilacın minimum ama yeterli etkililikte olmasının sayısız yaraları vardır:

İstenmeyen yan etkiler ortadan kalkar. Her ne kadar Homeopati kalıcı yan etki yapmasa da oluşabilecek küçük yan etkilerin de önlenmesi amacı ile minimum doz prensibi uygulanmalıdır.

İstenmeyen yan etkilerin olmaması. Homeopati de kalıcı yan etki olmamasına rağmen bazı durumlarda istenmeyen geçici, küçük yan etkiler olabilir. Minimum doz prensibi ile bu durum rahatlıkla önlenmektedir.

İlacın etkili, farklılık yaratan, karakteristik etkileri daima en küçük ve etkili dozda çıkma eğilimindedir.

Uygulanan yüksek dozlar, iyileştirme gücünün algılama potansiyelinin üstünde etkiliyor olabilir. Bu nedenle başarısızlık ortaya çıkacaktır. Bu durum özellikle yaşam gücü azalmış hastalarda ortaya çıkmaktadır. Yaşam gücünün ve iyileştirme gücünün azalması verilen homeopatik ilacın etkilerini anlayamamasına neden olmaktadır. Yaşam gücünün ve iyileştirme gücünün azalması sadece düşkün kimselerde ya da hastalığının çok ağırlaştığı kişilerde olmaz. Son derece sağlıklı görünen kişilerde de olabilir. Kanser hastaları ise her ne kadar kendilerini iyi hissetseler bile iyileştirme güçlerinin zayıf oldukları prensibi ile hareket edilmelidir.

Arndt-Schultz kanunu çerçevesinde uygulanan doz ne kadar yüksek olursa, istenmeyen ve beklenmeyen etkilerde o denli sık olarak karşımıza çıkacaktır.

Fransız matematikçi Maupertius kuralına göre; “Doğadaki herhangi bir değişikliği ortaya çıkarabilecek miktarlar mümkün olduğunda en az olmalıdır”.

Hayat bir denge meselesidir. Mükemmel bir dengedir. Bu denge en küçük dozlarda ve en nazik ölçülerde sağlanmalıdır.

İlaç Kanıt Doktrini

Homeopati’de sadece etkileri bilimsel olarak denemiş ve kanıtlanmış ilaçlar kullanılmaktadır.

İlaç etkilerinin kanıtlanmaları, cinsiyet, yaş gibi faktörlerin tamamı göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler, insanlar için bir kiriter olamazlar. Çünkü:

  • Hayvanlar subjektif ya da mental bulguları belirtemezler.
  • İlaçlar hayvanlar ve insanlar üzerinde farklı etkiler yapabilmektedir.
  • Hayvan deneylerinde modaliteler denilen bulgulara ait ince detaylar belirlenememektedir.

İlaç denemeleri sağlam insanlar üzerinde yapılmalıdır. Çünkü:

  • İlacın ve hastalığın bulguları karışabilir.
  • İlacın hasta insan üzerindeki etkileri, sağlam insan üzerindeki etkilerinden oldukça farklıdır.

Kronik Hastalıklar Teorisi

Homeopati tarihinin erken dönemlerinde Hahnemann bazı hastalarının tedavi olduktan bir süre sonra benzer bulgularla geri geldiğini fart etmiştir. Bu durum onun kronik hastalıklar hakkında farklı bir yaklaşıma gitmesine neden olmuştur. Bu yaklaşımın adı “ Miasm”. Miasm olarak bilinen hastalık platformları ise Psora, Syphilisve Sycosis’tir.

Psora bu üç miasm arasında en temeli olarak bilinir. Hemen tüm kronik hastalıkların %70-80’inden sorumludur. Tedavileri ise ancak anti-miasmatic, anti-psorik ilaçlarla mümkündür.


Yaşam Gücü Teorisi

İnsan organizması vücut, akıl ve ruhtan oluşur. Ruh kısmının içerdikleri arasında Hahnemann’ın belirttiği “Yaşam Gücü” bulunmaktadır.

Hahnemann Organon of Medicine adlı kitabının 10. paragrafında yaşam gücü hakkında; " Yaşam gücü olmadan maddesel beden hissedebilme, fonksiyon, kendini koruma kabiliyetini yerine getiremez. Tüm duyguları çıkarmak, tüm fonksiyonları sergilemek yaşam gücüne aittir. Kaldı ki yaşam gücü bedensel organizmayı tamamen yönlendirmektedir.”

Sağlıklı durumda, organizmanın hislerini ve fonksiyonlarını sürdüren yaşam gücüdür. Fakat zararlı etkenler nedeni ile dengesinin bozulması sonucu, anormal hisler ve fonksiyonlar ortaya çıkar. Bu durum maddesel bedende semptomlar grubu olarak kendini gösterir ki bizler buna hastalık diyoruz. Hastalık vücudun belli bir yerini tutmaz, tüm vücudu ilgilendirir.

Herhangi bir tedavinin uygulanabilmesi için vücudun tedaviye yanıt gücünün yeterli olması gerekmektedir. Bu durum homeopatik tedavi için de geçerlidir. Ancak bazı durumlarda yaşam gücünün aşırı tükenmesi nedeni ile tedaviye yanıt ya alınamamakta ya da çok kısıtlı olmaktadır.


İlaç Dinamizmi Doktirini

Homeopatik dinamizasyon doğada sabit halde var olan tedavi gücünün harekete geçirilmesi durumudur.

Dr. Stuart CloseA göre, "Homeopatik potentizasyon bir matematiksel-mekanik süreçtir. Bu süreçte zararlı olan ana tenktürlerden yararlı/zararsız tedavi edici gücü olan homeopatik ilaçlar yapmaktır.

İlaçlar iki sekilde potentize edilirler:

  • Seyreltme
  • Çalkalama

Homeopati’de potentizasyon amaçları:

  • Çeşitli agrevasyonları ve istenmeyen yan etkileri önlemek gerekmektedir.
  • Agrevasyon ve yan etkilerin dışında zehirli olabilecek maddelerin bu zararlı etkisinden arındırılarak tedavi edici hale getirilmeleri gerekmektedir.
  • Homeopati’ye göre yaşam gücü doğada dinamik bir halde bulunmakta ve hastalıklardan etkilenmektedir. Dolayısı ile maddesel çokluklarla değil, benzer şekilde dinamik güçlerce tedavi edilebilirler.
  • Doğada inert halde bulunan materyaller tedavi edici güçlerini potentizasyonla elde edebilirler.
  • Maddelerin potentize olmaları daha derin, daha uzun ve daha geniş etkilemelerini sağlar.